Zamanda Erimemek
[color=olive]Oltalar atılmada denize…
Denizin bağrı, balıkların ağzı yarılmada.. İnsan ise avlanmanın derdinde… Avlanan balık, avlayan ise, insan mı gerçekte de?
Zaman geçiyor; balıklar avlanırken, oltalar atılırken, ben yazarken… Zaman geçiyor; asırlar, devirler devriliyor… Ve insan…
“Ve’l asr! İnne’l-insane lefî husr: Asr’a yemin olsun ki, insan muhakkak büyük bir hüsrân içindedir.”
“Fe eyne tezhebûn: Nereye gidiyorsunuz?”
Ve insan hep aynı… Sürûruyla, hüznüyle, dermanıyla, derdiyle, hırsıyla, kanaatiyle... Ve insan, hep aynı tezatların içinde...
Öyleyse değişen ne? Sadece asr mı? Öyleyse değişen sadece dünyanın şekli mi?!
Asr-ı saâdet arıyor asırlar! Ya insan bu arayışın neresinde?!
“– Zamanın neresinden tuttun?” diye sorarken kendime, yine kaçırıyorum ânı elimden, akıp giden nâzenin bir ipek misâli…
Soruyorlar Üveys el-Karânî’ye:
“– Nedir sabrettiren, seni sabaha kadar uykusuz?”
Cevap zamanı aşarak, zamanı “hiç”leyerek geliyor.
“– Daha Sübhân’ı zikredemeden secdemde gece bitiyor!..”
Yetmeyen, tükenen zaman değil aslında; insan… Yüreklerimiz tükeniyor, ruhlarımız yitiyor bu hengâmede… Mesele, zamana:
“– Geç git, ben buradayım! Ben sende yokum, sen geç git!” diyebilmede… Ve geçip gitmesine rağmen o saâdet asrına erişebilmede…
“Allâh’ı anarken eritsem ânı,
Geç git, ey dünya!..” desem…
Çevremde olup bitenler, mekânla sınırlı kalsa ve ben gönlümde mekânsızlığı bulsam.. Allâh’ın evi olan mekânsızlığı ve gönlümü seyretsem sadece...
Sığınağım; altmış üç yıla yüz yirmi dört bin peygamberin hülâsasını sığdıran Nebî! Mîraçta geçmişi, ânı, geleceği cem’eden Sevgili -sallâllâhu aleyhi ve sellem-…
Şu yaşadığımız devrin ötesine geçip Seni -sallâllâhu aleyhi ve sellem- ve Seni Seçeni -celle celâlühû- bulmak, ölümden evvel mevtâ olmak nasip olur mu?! Her türlü dertten, dermandan, hırstan ve hatta kanaatten felâha ermek sadece seçilenlere mi has yoksa?
[i]“Ey Rabbim! Eğer Senin merhametini yalnız sâlihlerin ümîd etmesi gerekiyorsa mücrimler kime sığınsınlar? Ey yüce Allâh’ım, eğer Sen yalnız has kullarını kabul ediyorsan, mücrimler kime gidip yakarsınlar?” [/i](Hz. Mevlânâ)
Ey güzel Allâh’ım!.. Şu hayatı, dünya imtihanını aşıp Zât’ına varabilmeyi, Zât’ına varışın, kullarının katında da vesîlesi olabilmeyi nasip et! Zamanı varlığında yaşayıp yaşatanlardan olmayı ihsân et! Şüphesiz Sen ihsanı bol olan, Sana yöneleni Sensiz bırakmayansın… Âmin…
Huri Eryılmaz
[/color]
Denizin bağrı, balıkların ağzı yarılmada.. İnsan ise avlanmanın derdinde… Avlanan balık, avlayan ise, insan mı gerçekte de?
Zaman geçiyor; balıklar avlanırken, oltalar atılırken, ben yazarken… Zaman geçiyor; asırlar, devirler devriliyor… Ve insan…
“Ve’l asr! İnne’l-insane lefî husr: Asr’a yemin olsun ki, insan muhakkak büyük bir hüsrân içindedir.”
“Fe eyne tezhebûn: Nereye gidiyorsunuz?”
Ve insan hep aynı… Sürûruyla, hüznüyle, dermanıyla, derdiyle, hırsıyla, kanaatiyle... Ve insan, hep aynı tezatların içinde...
Öyleyse değişen ne? Sadece asr mı? Öyleyse değişen sadece dünyanın şekli mi?!
Asr-ı saâdet arıyor asırlar! Ya insan bu arayışın neresinde?!
“– Zamanın neresinden tuttun?” diye sorarken kendime, yine kaçırıyorum ânı elimden, akıp giden nâzenin bir ipek misâli…
Soruyorlar Üveys el-Karânî’ye:
“– Nedir sabrettiren, seni sabaha kadar uykusuz?”
Cevap zamanı aşarak, zamanı “hiç”leyerek geliyor.
“– Daha Sübhân’ı zikredemeden secdemde gece bitiyor!..”
Yetmeyen, tükenen zaman değil aslında; insan… Yüreklerimiz tükeniyor, ruhlarımız yitiyor bu hengâmede… Mesele, zamana:
“– Geç git, ben buradayım! Ben sende yokum, sen geç git!” diyebilmede… Ve geçip gitmesine rağmen o saâdet asrına erişebilmede…
“Allâh’ı anarken eritsem ânı,
Geç git, ey dünya!..” desem…
Çevremde olup bitenler, mekânla sınırlı kalsa ve ben gönlümde mekânsızlığı bulsam.. Allâh’ın evi olan mekânsızlığı ve gönlümü seyretsem sadece...
Sığınağım; altmış üç yıla yüz yirmi dört bin peygamberin hülâsasını sığdıran Nebî! Mîraçta geçmişi, ânı, geleceği cem’eden Sevgili -sallâllâhu aleyhi ve sellem-…
Şu yaşadığımız devrin ötesine geçip Seni -sallâllâhu aleyhi ve sellem- ve Seni Seçeni -celle celâlühû- bulmak, ölümden evvel mevtâ olmak nasip olur mu?! Her türlü dertten, dermandan, hırstan ve hatta kanaatten felâha ermek sadece seçilenlere mi has yoksa?
[i]“Ey Rabbim! Eğer Senin merhametini yalnız sâlihlerin ümîd etmesi gerekiyorsa mücrimler kime sığınsınlar? Ey yüce Allâh’ım, eğer Sen yalnız has kullarını kabul ediyorsan, mücrimler kime gidip yakarsınlar?” [/i](Hz. Mevlânâ)
Ey güzel Allâh’ım!.. Şu hayatı, dünya imtihanını aşıp Zât’ına varabilmeyi, Zât’ına varışın, kullarının katında da vesîlesi olabilmeyi nasip et! Zamanı varlığında yaşayıp yaşatanlardan olmayı ihsân et! Şüphesiz Sen ihsanı bol olan, Sana yöneleni Sensiz bırakmayansın… Âmin…
Huri Eryılmaz
[/color]
Konular
- Yaptıklarımızın Hesabını Vermeye Hazırlıklı Mısınız.
- Kur'an Nasıl Bir Devlet Yönetimini Öneriyor.
- Kendimize Rab lar Edindiğimizin Farkında Bile Değiliz.
- Sesli düşler
- Ömürden Kaybolan Bir Senemiz
- Yardıma ihtiyacım var
- Hakan Kenan Hoca
- Türkiye'nin Gururu Lingerium
- Zorunlu Trafik Sigortası
- Kur'an ın Bizlere İndirilme Amacını Doğru Anlamalıyız.
- Rivayetleri Aklamak Adına, Kur'an a Saygısızlık Yapmayalım.
- Allah ın Affetmesi, Şefaati Konusunu Nasıl Anlamalıyız.
- Hac Suresi 47, Zümer Suresi 42. Ayetlerin. Ölüm Ve Rüya İlişkisi.
- Allah ın Sınırlarını Aşarak, Kafirlerden Olmak İstemiyorsak.
- Kur'an neden arapça indirilmiştir. Zuhruf 2-3. Fussilet 44. Ayet.
- Elbette tek vatan bö-lü-ne-me----yiz
- Bizleri dinden saptıran en büyük yanlışımız.
- Çalışanlarınızın network trafiğini DeskGate ile inceleyin
- DeskGate en iyi sirket guvenlik programi
- Pekala ölmüyormuyuz
- Siber saldırı ve afetlere karşı veri yedekleme yazılımı DeskGate
- Işsizlik sel gibi
- Ad adres telefon
- Nuhilik (noahidizm)
- Isa beklenen yahudi mesih midir?
- Cümle kapısı..
- Karagöz İle Hacivat Konuşmaları 3
- Nasreddin Hoca Fıkraları
- Allah ın resulünün bizlere örnek oluşunu, hangi kaynaktan öğrenmeliyiz?
- Ayşecik İle Yasemin Sultan