Şahadet getirmek de mi yasaklansın?
Dün Star gazetesinin Pazar ekinde tuhaf bir yazı okudum.
Çanakkale'nin Troya ile değil de 1915 ile tanınmasından rahatsız olan bir yazı.
Diyor ki:
'Ne zamandır buraya yapılan gezilerin tamamen hamasi bir milliyetçilik etrafında döndüğünün farkındaydım. 'Düşmanı denize döktük, şahadet getirdik, 300 kilo cephaneyi sırtımızda taşıdık, tarih yazdık' gibi klişelerle tutkallanan duygusallığın ilkelliğini gözlemlemiştim.'
'Dur bakalım,' dedim kendi kendime, dedelerimizin şahadet getirmesinden rahatsız olan bu yazı neler anlatacak bize?
Şöyle devam etti yazı:
'Paris'te bir ortaokulda okuyan çocuklarım ilk defa saygı duruşu görüyorlardı. Nedenini sordular. Fransa'da II. Dünya Savaşı anılırken 'şehitler' için saygı duruşunda bulunulmaz çünkü. Olsa olsa iki tarafın da kayıplarının anısına çiçek konur. III. Reich dönemine yakışan milliyetçilik görüntülerinden sonra, ödül alan çocuklar yazdıklarını okumaya başladılar: (...)Nasıl şahadet getirerek düşmanın denize döküldüğüne, ortalığın kan koktuğuna dair cümleler... Bu 'kutsal toprakların sadece ölü olarak geçilebileceğine' dair cümleler...'
O zaman anladım ki, Star yazarı ya izanını kaybetmiş ya da şahadet getirmek ne demek bilmiyor... Kötü bir şey zannediyor...
Çünkü bilse veya izanını kaybetmiş olmasa... Allah'tan başka ilah olmadığını ve Hazreti Muhammed'in onun kulu ve elçisi olduğunu söylemenin... Üstelik bunu savaş sırasında... Yani her an ölebilecekken söylemenin ne sakıncası olduğunu da ifade ederdi herhalde...
Star yazarının Paris'te bir ortaokulda okuyan çocukları hayatlarında hiç saygı duruşu görmemişlermiş...
Vah yazık ki, bir saygı duruşuna şahit olmuşlar... Allah muhafaza, bu saygı duruşunun örneğin, yeni baba olduğu anda Fransız topu tam kafasının üzerine düşen üsteğmen Hasan Mevsuf'a da yapıldığını da öğrenebilirlerdi.
Yahu milletçe kafayı mı yedik biz?
Sanki 'kimi Hindu, kimi bilmem ne bela,' Avustralya'lardan, İngiltere'den, Fransa'dan şöyle bir turistlik gezi yapalım, Çanakkale sularında da bir çimelim diye donanmalara atladı da buralara geldi...
Biz de, terbiyesizlik bu ya, utanmadan denize döktük adamları...
Star yazarı, kutsal topraklarımızdan sadece ölü olarak geçirilebileceğinin, söylenmesinden de rahatsız...
Ne diyecek yani çocuklarımız artık, 'e buyurun gelin, söz bizi öldürürken kelime-i şahadet de getirmeyeceğiz,' mi?
Va hayfa!... diyebiliyorum ancak ve söyleyecek başka söz bulamıyorum.
Amerikalılar çocuklarına Bostonlu Paul Revere'nin kahramanlık şiirini okutacak, hatta dünyanın her köşesindeki Amerikan okullarında Amerikalı bile olmayanlara ezberletecek; biz savaşta ölürken Allah'a şahadet ettiğimizi söylemiş olduğumuzdan utanacağız, öyle mi?
Çanakkale'deki ikinci büyük donanma Fransız donanmasıydı ama bu donanmada Fransız sayısı kaçtı? Fransızlar neye saygı duruşu yapacaklardı? Sömürgelerden topladıkları zavallı askerleri bizim üzerimize yollayışlarına mı?
Milliyetçilikmiş... Siz bizimle Fransa'dan dalga mı geçiyorsunuz?
Çanakkale siperlerinde direnen Türk, Kürt, Laz, Çerkes, Terekeme.... dedelerimiz arasında, sizin anladığınız anlamda, bir milliyet, bir kavmiyetin lafı bile geçmezdi... Milliyetçiliği bilmezlerdi!
Demek ki; bu kadar cehalet ancak Fransız terbiyesiyle mümkün olabiliyormuş.
[url=http://www.aksam.com.tr/2009/04/27/yazar/12553/atilgan_bayar/sahadet_getirmek_de_mi_yasaklansin_.html]devamı için tıklayınız:::::::[/url]
Çanakkale'nin Troya ile değil de 1915 ile tanınmasından rahatsız olan bir yazı.
Diyor ki:
'Ne zamandır buraya yapılan gezilerin tamamen hamasi bir milliyetçilik etrafında döndüğünün farkındaydım. 'Düşmanı denize döktük, şahadet getirdik, 300 kilo cephaneyi sırtımızda taşıdık, tarih yazdık' gibi klişelerle tutkallanan duygusallığın ilkelliğini gözlemlemiştim.'
'Dur bakalım,' dedim kendi kendime, dedelerimizin şahadet getirmesinden rahatsız olan bu yazı neler anlatacak bize?
Şöyle devam etti yazı:
'Paris'te bir ortaokulda okuyan çocuklarım ilk defa saygı duruşu görüyorlardı. Nedenini sordular. Fransa'da II. Dünya Savaşı anılırken 'şehitler' için saygı duruşunda bulunulmaz çünkü. Olsa olsa iki tarafın da kayıplarının anısına çiçek konur. III. Reich dönemine yakışan milliyetçilik görüntülerinden sonra, ödül alan çocuklar yazdıklarını okumaya başladılar: (...)Nasıl şahadet getirerek düşmanın denize döküldüğüne, ortalığın kan koktuğuna dair cümleler... Bu 'kutsal toprakların sadece ölü olarak geçilebileceğine' dair cümleler...'
O zaman anladım ki, Star yazarı ya izanını kaybetmiş ya da şahadet getirmek ne demek bilmiyor... Kötü bir şey zannediyor...
Çünkü bilse veya izanını kaybetmiş olmasa... Allah'tan başka ilah olmadığını ve Hazreti Muhammed'in onun kulu ve elçisi olduğunu söylemenin... Üstelik bunu savaş sırasında... Yani her an ölebilecekken söylemenin ne sakıncası olduğunu da ifade ederdi herhalde...
Star yazarının Paris'te bir ortaokulda okuyan çocukları hayatlarında hiç saygı duruşu görmemişlermiş...
Vah yazık ki, bir saygı duruşuna şahit olmuşlar... Allah muhafaza, bu saygı duruşunun örneğin, yeni baba olduğu anda Fransız topu tam kafasının üzerine düşen üsteğmen Hasan Mevsuf'a da yapıldığını da öğrenebilirlerdi.
Yahu milletçe kafayı mı yedik biz?
Sanki 'kimi Hindu, kimi bilmem ne bela,' Avustralya'lardan, İngiltere'den, Fransa'dan şöyle bir turistlik gezi yapalım, Çanakkale sularında da bir çimelim diye donanmalara atladı da buralara geldi...
Biz de, terbiyesizlik bu ya, utanmadan denize döktük adamları...
Star yazarı, kutsal topraklarımızdan sadece ölü olarak geçirilebileceğinin, söylenmesinden de rahatsız...
Ne diyecek yani çocuklarımız artık, 'e buyurun gelin, söz bizi öldürürken kelime-i şahadet de getirmeyeceğiz,' mi?
Va hayfa!... diyebiliyorum ancak ve söyleyecek başka söz bulamıyorum.
Amerikalılar çocuklarına Bostonlu Paul Revere'nin kahramanlık şiirini okutacak, hatta dünyanın her köşesindeki Amerikan okullarında Amerikalı bile olmayanlara ezberletecek; biz savaşta ölürken Allah'a şahadet ettiğimizi söylemiş olduğumuzdan utanacağız, öyle mi?
Çanakkale'deki ikinci büyük donanma Fransız donanmasıydı ama bu donanmada Fransız sayısı kaçtı? Fransızlar neye saygı duruşu yapacaklardı? Sömürgelerden topladıkları zavallı askerleri bizim üzerimize yollayışlarına mı?
Milliyetçilikmiş... Siz bizimle Fransa'dan dalga mı geçiyorsunuz?
Çanakkale siperlerinde direnen Türk, Kürt, Laz, Çerkes, Terekeme.... dedelerimiz arasında, sizin anladığınız anlamda, bir milliyet, bir kavmiyetin lafı bile geçmezdi... Milliyetçiliği bilmezlerdi!
Demek ki; bu kadar cehalet ancak Fransız terbiyesiyle mümkün olabiliyormuş.
[url=http://www.aksam.com.tr/2009/04/27/yazar/12553/atilgan_bayar/sahadet_getirmek_de_mi_yasaklansin_.html]devamı için tıklayınız:::::::[/url]
Konular
- Yaptıklarımızın Hesabını Vermeye Hazırlıklı Mısınız.
- Kur'an Nasıl Bir Devlet Yönetimini Öneriyor.
- Kendimize Rab lar Edindiğimizin Farkında Bile Değiliz.
- Sesli düşler
- Ömürden Kaybolan Bir Senemiz
- Yardıma ihtiyacım var
- Hakan Kenan Hoca
- Türkiye'nin Gururu Lingerium
- Zorunlu Trafik Sigortası
- Kur'an ın Bizlere İndirilme Amacını Doğru Anlamalıyız.
- Rivayetleri Aklamak Adına, Kur'an a Saygısızlık Yapmayalım.
- Allah ın Affetmesi, Şefaati Konusunu Nasıl Anlamalıyız.
- Hac Suresi 47, Zümer Suresi 42. Ayetlerin. Ölüm Ve Rüya İlişkisi.
- Allah ın Sınırlarını Aşarak, Kafirlerden Olmak İstemiyorsak.
- Kur'an neden arapça indirilmiştir. Zuhruf 2-3. Fussilet 44. Ayet.
- Elbette tek vatan bö-lü-ne-me----yiz
- Bizleri dinden saptıran en büyük yanlışımız.
- Çalışanlarınızın network trafiğini DeskGate ile inceleyin
- DeskGate en iyi sirket guvenlik programi
- Pekala ölmüyormuyuz
- Siber saldırı ve afetlere karşı veri yedekleme yazılımı DeskGate
- Işsizlik sel gibi
- Ad adres telefon
- Nuhilik (noahidizm)
- Isa beklenen yahudi mesih midir?
- Cümle kapısı..
- Karagöz İle Hacivat Konuşmaları 3
- Nasreddin Hoca Fıkraları
- Allah ın resulünün bizlere örnek oluşunu, hangi kaynaktan öğrenmeliyiz?
- Ayşecik İle Yasemin Sultan